
Necip Fazıl Kısakürek
Bir bardak su gibi çalkandı dünya;
Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
Al sana hakikat, al sana rüya!
İşte akıllılık, işte sarhoşluk!
DAVA ARKADAŞIM
Bu yazıyı kaleme alan arkadaş bana sordu: ‘Ne ile nasıl başlayalım?’ Ona dedim ki: Başlangıcımız da Necip Fazıl sonumuz da Necip Fazıl. Çünkü Necip Fazıl’la kimse mukayese edilemez ve Necip Fazıl kimseye benzemeyen bir adam idi. Şerik kabul etmezdi. Kendisiyle uzun bir arkadaşlığımız var. Bu arkadaşlık alelade düz bir arkadaşlık değildir. İnişli çıkışlı bir arkadaşlıktı. Çünkü Necip farklı adamdı. Ne onun yükseldiği yere yükselebilirdiniz, ne düştüğü yere düşebilirsiniz. Sonuna kadar zirve, sonuna kadar derinlik… Necip Fazıl ol kişidir ki hakkında kolay kolay karar verilemez, insanı hükümsüz bırakır.
Necip Fazıl noktasız, virgülsüz bir adamdı. Ne dur bilirdi, ne durak. Ondaki hayata hükmetme hırsı sonsuzdu. Ölürken dahi yaşıyorum diye sesini yükseltecek bir adamdı. Mağlûbiyeti asla kabul etmezdi. Bir gün treni kaçırmış, öfkeli öfkeli gardan dönüyormuş. ‘Ne o Üstad treni mi kaçırdın?’ demişler. ‘Hayır’, demiş ‘kovdum gitti’. Necip
Fazıl böyle bir adamdı.
Ölümünden onbeş gün önce ziyaretine gitmiştik. ‘Osman gel yanıma otur’ dedi. O fırtına gibi adam bir köşede yaprakları sararmış kırık bir dal gibi duruyordu. Yanına yanaşmaktan korktum. O sarı yapraklar dökülecek, adam ölecek zannettim. Me’yus, kederli, mecalsiz yanından ayrıldık. Ben Necip Fazıl’ı o gün kaybetmiştim. Fırtına dinmiş, güneş batmış, koca İstanbul koskoca bir mezarlık olmuştu. Necip Fazıl Ölmüştü.
Necip Fazıl öldü. Ölmeyebilseler peygamberler ölmez. Herkes şu beylik lâfı ediyor. Bıraktığı boşluğu kimse dolduramaz. Boşluk bırakmadı ki doldurulsun. Her şeyi doldurdu gitti.
Kafaları doldurdu, gönülleri doldurdu ve yaşını doldurdu.
Allah rahmet eyleye…
Osman Yüksel SERDENGEÇTİ
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Aynalar
Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İste yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karsıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, gunah, hasad yerinde demet;
Merhamet, sucumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.
Necip Fazıl Kısakürek
Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak...
Üstad'ın son röportajının tamamı:
https://youtu.be/oLCafuoeqVM?si=nsXTTd72kKm_nlqj
Necip Fazıl Kısakürek, Vahdeddin hakkında kaleme aldığı kitap nedeniyle hapis cezası almıştı. Bilirkişi raporuna göre suçu olmamasına rağmen hapis cezasına mahkum edilen Necip Fazıl, 79 yaşında vefat etmeseydi, bu cezası nedeniyle hapis yatacaktı.
⚖️
8 Temmuz 1981 tarihinde "Atatürk'ün manevi şahsına hakaret" suçundan hüküm giydi. Karar Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından onaylandı.
📚
Bilirkişi, davaya konu olan "Vatan Haini Değil, Büyük Vatan Dostu Sultan Vahidüddin" adlı kitabın herhangi bir suç unsuru teşkil etmediğini içeren bir rapor verdi.
⛓️💥
Bu rapora rağmen Necip Fazıl, "Atatürk'e hakaret etmeye meyilli olmak" gerekçesiyle mahkûm edildi. 79 yaşında aramızdan ayrılan "Sultan-uş Şuara", vefat etmeseydi kesinleşen hapis cezası için cezaevine girecekti.
Necip Fazıl Kısakürek’in yapay zekâ ile restore edilen fotoğrafları.